25 Temmuz 2009 Cumartesi

yansımanın esrarı

Gökyüzünde, hiçbirinize hiçbirşey farkettirmeksizin varolan bir nazar belki de.. Ya da tam başucunuzda henüz kendince dile gelememiş olan bir kalem.. Belki sadece ansızın dalıp gittiğinizde kulağınıza çalınan hafif bir ezgi.. Siz ne derseniz deyin benim varoluşuma. İşte ben farkedilemeyenlerin içinde bu şekilde, sahip olduğum meziyetlerle, bilerek ya da bilmeyerek, benliğimi ruhunuza akıtabilir; birden bile nereden peyda olduğu anlaşılamayan hissiyatlar silsilesi içine çekebilirim sizi. Fakat çok yazık ki kime bu şekilde yaklaşmış olsam bir acı, bir öfke, bir sızıltı, bir yokoluş duygusu tomurcuklanıverir gönlüne.

Kimler hissetmez ki bazen elini attığı her canda, her kanda bir yıkım, çöküş sürecini başlattığını...
Kimler anlamaz ki bazen en yanlış olanın kendisi olduğunu ama kendini geri çekmenin de en yapılamaz iş olduğunu..

Tüm bu karmaşanın içerisinde peyda olan pişmanlık karışımı hüzün bizi içinden hiç çıkılmaz bir sonbahara sürükler. Çünkü sonbahar düşüncenin, hüznün, efsunun, çaresizliğin mevsimidir. Ve işte ay ışığındaki parıltı o zaman çeker bizi kendine, göstermek ister marifetlerimi cümle aleme...Bu gökcisminin efsunkar yansıması koşar naçar halinize tüm içtenliğiyle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder