26 Ağustos 2009 Çarşamba
bitiyoruz.
ohoo ne zamandır da uğramamışım, ne zamandır da yazı yazmak için düşünüp beynimi yoramamışım. gerçi yazı yazmak için beynimi yormasamda birçok düşünce tarafından işgal edilmiş sevgili aklımın zaten bataryası zayıf. şöyle ki kırk tane tilki dolaşıyor aklında derler ya bende 40 ve 40'ın katları var. yorucu tabii. akıp gidenler başlığı altına yeni bir üye eklendi. dostluklarım, arkadaşlıklarım hergün akıp gidiyor elimden ben istesem de istemesemde. insan sık görmediği ama derinden bağlı olabileceği kaç kişiyle tanışabilir hayatı boyunca? ben tanıdım ama bir elin parmağını geçmiyor tabikii. ve şimdi onlardan birisini hayatımdan yolcu etmek üzereyim. tamam kesinlikle bırakmıyorum ama öyle gideceğini bilmek içime dokunuyor. insanların benim hakkımda düşündüklerinden ben onlar için çok daha fazla şeyler düşünüyorum. duygusallık olsun, dostluk olsun, herşey... o yüzden üstüme varmayın... arkadaşlarım uzak şehirlere göç etmek üzereyken, ben burada öss belasıyla mücadele ederken ve tüm bunlar yetmezmiş gibi sürekli aklımı meşgül eden bambaşka sorulara yanıt bulmaya çalışırken aman tanrııım napacaaaam ??
16 Ağustos 2009 Pazar
10 Ağustos 2009 Pazartesi
kesin beni

Son 1 ayımın acı verici bir boşluk içerisinde yüzdüğünü görmek gerçekten sevimsiz birşey. Yani bunun her seferinde farkına varıp düşünmek ve o acılıktan öteye gidememek daha da nahoş.. Hani eminim ki benden başka kimse son 1 ayını sadece ve sadece Björk dinleyerek ve gün'e ait kaygılarının gelecek sınavında iyi bir sonuç yapıp yapmayacağından ibaret olduğunu anlayarak ama bundan kendini alamayarak geçirmemiştir.
Bendeki monotonluğun sırrı ne zaman kendini çözümlemeye bırakır işte bu da bir başka gizem. Eh bu da haliyle daha somurtuk, daha mutsuz, daha az dost canlısı bir tip yaptı beni. Hayır yani rahatlamak için yaptığım tek aktivite "aaaaa-aaaaooo-uuuuu" diye bağırmak oluyor. Tabi bunu örtbas etmek için şarkılarda gizlemeyi yeğliyorum bu bağırışlarımı. Bilin bakalım hani şarkı? Björk -Aurora. Bu kadın da bu kadar hastalık değildi bende birden salgın yaratıverdi nedense..
Heyecanım yok, gittikçe evimden çıkmak istemez hale geliyorum. Görünmez iplerle bağlanmış gibiyim, beni başka bir yere bağlayan hiçbir şey yok..
Makası olan var mı?
Bugün çok nevrotiğim.
9 Ağustos 2009 Pazar
individual

İçim içimden çıkıyor yahu. Tanımlanamaz duygular içerisinde olabiliyorum bazen aynen bunun gibi. Baskı, korku, stres, güvensizlik gibi nedenler başlıca etmenler aslında. Üzerimde hissettiğim stres ve güvensizliği nasıl kendimden atabilirim bilmiyorum. Bi' şey diyim mi bu beynimi kemirip duran duygular çoğu zaman da doğru çıkar. Bunun evrene kötü sinyal göndermeyle alakası var mı acaba? Çok mu düşünüyorum ki.. Secret falan da okumadım aslında. İyi düşüneyim iyi olsun diyebilir miyim ki? Aklına daima kötü olarak gelen düşünceleri nasıl iyi olarak düşünüp kendini telkin edebilirsin ki? Zor değil mi?
Bugün fazlasıyla sıkıcı meraklı bir balığım.
6 Ağustos 2009 Perşembe
ösese, mösese, yedese, medese
Kendini kaybetmek üzere hazırlanan milyonlarca öğrenciden yalnızca bir tanesiyim. Peki nasıl mı yapıyoruz bunu. Basit.
Önce bir adet “yök” gerekiyor bize. Sonra da boğazımızı sıkmaya hazır suratlarında acımayla karışık cani bakışlar bulunan pek sevgili dershane ve okul öğretmenlerimiz. Tüm bu malzemeler elinizde varsa sizin ekstra bir çaba harcamanız gerekmiyor zaten, herşey kendiliğinden karışıp fırına giriveriyor bile. Böylece nefis bir kaos elde ediyoruz, ve sonra evet kendimizi kaybediyoruz. Her sene bu işkenceyi çeken biz yavrucaklar hiç düşünülmeden sahaya sürülüyoruz “haydi bakalım ne olduğu belli olmayan bu şeyleri çöz ve güzel bir puan getir” emrini yerine getirmeye mahkum bırakılıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Bizde bu sene birinci olduğu için yaklaşık bir hafta ana haber bültenleri de dahilinde bütün üniversite tanıtım programlarını süsleyen çocuğumuz gibi kendimizi bir yere kapatıp “evde, otobüs beklerken, otobüste, tuvalette, ofiste, şurda burda kullanımı çok kolay!” diye cırvalayan televizyon reklamlarındaki gibi bir kampanya izleyip soru çözerken kim olduğumuzu mu unutmalıyız?
Hayır.
Biz daha hafifleştirilmiş bir program izleyeceğiz sevgili insancıklar. Tabii bu herhangi bir program izlemeyip de sadece tv programı izlemeyi tercih edenler de olucaklardır elbet. Kendilerine hayatta başarılar dileriz o ya da bu diziye yolları düşerse.
Tanrım, daha şimdiden kendimi yemeye başladım bile. Öss genç odası yapma fikri annemin kafasına iyice yatmış bulunmakta. Bende çaresiz uymaktayım. Çalışmalara yarın başlıyoruz. Bütün kitaplarımı ayıklayıp kullanacaklarımı düzenlemem, masamın üstünü temizlemem, ders notlarımı oraya mı buraya mı assam daha sık görürüm’ün derdine düşmeliyim.
Gün geçtikçe –üzgünüm bunu söylemek zorundayım- bataklığa saplanacağız.
Şüphesiz hiçbir şey hiçbir şekilde kolay olmayacak.
Bugün çok kaygılıyım.
Önce bir adet “yök” gerekiyor bize. Sonra da boğazımızı sıkmaya hazır suratlarında acımayla karışık cani bakışlar bulunan pek sevgili dershane ve okul öğretmenlerimiz. Tüm bu malzemeler elinizde varsa sizin ekstra bir çaba harcamanız gerekmiyor zaten, herşey kendiliğinden karışıp fırına giriveriyor bile. Böylece nefis bir kaos elde ediyoruz, ve sonra evet kendimizi kaybediyoruz. Her sene bu işkenceyi çeken biz yavrucaklar hiç düşünülmeden sahaya sürülüyoruz “haydi bakalım ne olduğu belli olmayan bu şeyleri çöz ve güzel bir puan getir” emrini yerine getirmeye mahkum bırakılıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Bizde bu sene birinci olduğu için yaklaşık bir hafta ana haber bültenleri de dahilinde bütün üniversite tanıtım programlarını süsleyen çocuğumuz gibi kendimizi bir yere kapatıp “evde, otobüs beklerken, otobüste, tuvalette, ofiste, şurda burda kullanımı çok kolay!” diye cırvalayan televizyon reklamlarındaki gibi bir kampanya izleyip soru çözerken kim olduğumuzu mu unutmalıyız?
Hayır.
Biz daha hafifleştirilmiş bir program izleyeceğiz sevgili insancıklar. Tabii bu herhangi bir program izlemeyip de sadece tv programı izlemeyi tercih edenler de olucaklardır elbet. Kendilerine hayatta başarılar dileriz o ya da bu diziye yolları düşerse.
Tanrım, daha şimdiden kendimi yemeye başladım bile. Öss genç odası yapma fikri annemin kafasına iyice yatmış bulunmakta. Bende çaresiz uymaktayım. Çalışmalara yarın başlıyoruz. Bütün kitaplarımı ayıklayıp kullanacaklarımı düzenlemem, masamın üstünü temizlemem, ders notlarımı oraya mı buraya mı assam daha sık görürüm’ün derdine düşmeliyim.
Gün geçtikçe –üzgünüm bunu söylemek zorundayım- bataklığa saplanacağız.
Şüphesiz hiçbir şey hiçbir şekilde kolay olmayacak.
Bugün çok kaygılıyım.
4 Ağustos 2009 Salı
geçmişten bugüne

"Ardına bakmadan koyuldu yolunun peşi sıra. Derdi ki analar-babalar; yolcu yolunda gerek, hancı da hanında. Hancı kalmalıydı tam da o bıraktığı yerde ve zamanda. Elbette bıraktı da, ama yalnızca şimdilik..."
Geçmişe şöyle bir dönüp baktığınızda neler hissedersiniz az-çok tahmin edebilirim. Çünkü geçmişe dönüp bakmayı seçenler sadece attıkları adımlardan pişman olanlardır. Kim ne derse desin. İşte hancıyı orda bırakan ben dahi zamanda yolculuk sayesinde defalarca ziyaret ettim onu. Elbette mayonezle yemek istediğim şeyleri mayonezleyip yiyemedim o ziyaretlerde, çünkü zaten o zaman ketçapla yemişim.. Ama yine de insan kendine sorma imkanı buluyor o zaman ketçabı sevmişmiyim neden onu tercih etmişim diye.. İşte pişmanlıklar silsilesi yakanıza o düşüncelere dalmaya başladığınız an yapışabilir. Çaresi artık herşeyi mayonezle yemektir! Ketçaba da eski günler hatrına arada bir gülümsenebilir.
Evet bugün sorunluyum.
2 Ağustos 2009 Pazar
sanalın cilveleri

Sosyalleşmenin yardımcısı olduğu öngörülen facebook ve bunun gibi arkadaşlık siteleri her geçen gün yayılmakta olan bir ağ. Bunun yanısıra belirli grupların belirli bir takım konular üzerine kurduğu paylaşım ya da forum siteleri gündemde. Tabii bunlar popülerliği tavan yapmış bir facebook kadar şaşaası yüksek değil. Fakat insan hayatında önemli bir konuma sahip olma hızı ikisinin de çok yüksektir. Bunu göz önünde bulundurursak her gün “internette tanıştığı kişiyle buluşmaya gitti, başına gelmedik kalmadı” ya da “internette tanıştığı adamla evlendi 2 ay sonra eşi internette tanıştığı bir başka kadınla onu aldattı” haberlerinin yaygınlığının artması beklenmedik bir hadise değildir. Fakat korkutucu görünen şey ise bunların modasının bir türlü geçmeyişi. Eskiden “chat room”lar vardı, insanlar asla ne olduğu belli olmayan insanlara kendini tanıtıp da sohbet etme gereksinimi duyardı. Bendeniz de küçükken bu illete kapılmıştım doğrusu. 9 yaşında bir çocuğun “chat room”lara girip kendini olmasını istediği kişi olarak tanıtıp karşısındakiyle dalga geçmekten hoşlanması şimdiki ben’e bile trajikomik geliyor ki bu benim severek yediğim bir halttı o zamanlar. O roomlar popülaritesini zaman içerisinde yitirirken önce yerini forum sitelerine ardından da arkadaşlık ağlarının kurulduğu sitelere bıraktılar. Bu tür yerlerde kurulan arkadaşlıklar bazen gerçekten var olabiliyor, bazense hiçbir zaman reele taşınamıyor.
Öyleyse nedir bu ilişkileri bu kadar kabul edilebilir kılan? Teknolojinin geliştiği dünyada yeni bir ayak uydurma durumu mu, yoksa insanların giderek gerçek dünyadan sıkılıp içine kapanmasıyla birlikte kendini hiç tanımadığı bir insana açma gereksinimi mi?
Tüm bunlar merak ediledursun şöyle bir şey de var ki beynimizin gereksiz bilgilerle dolu bir çöplüğe dönüşmesi de an meselesi bu arkadaşlıklar yüzünden. Zaman içerisinde daha önce görmediğiniz hatta bırakın görmeyi bilinen abuk sabuk sohbetleri bile yapmadığınız birisi hakkında birçok şey aklınıza yer etmiş olabiliyor. Ve nedendir bilinmez ki hatırlanmak istenilen şeyler hatırlanmaz fakar bu ne işe yarayacağı bilinmez bilgiler bir türlü hafızanızdan silinmez.
Niye kii?
Evvet meraklı ve sorgulayıcı yanım benimle birlikte bugün !
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
