19 Eylül 2009 Cumartesi

Notre Dame de Paris

19.09.2009/Cumartesi

İçimden çıkmayan bu hapşırık gibi bir türlü dışarıya atamıyorum düşüncelerimi. Çok garip burnumun ucuna kadar geliyor ama bir türlü dışarı adımını atamıyor. Karanlıktan aydınlığa geçişte herşeyin tertemiz ve parlak olması enteresan bir şekilde korkutuyor onu. Tıpkı aklımdaki düşüncelerin kalbimin son basamağına kadar inip kan akışımın seline kapılmaktan korkup koşar adım geri kaçması gibi..
Garip duygular içerisindeyim.. ,
Bazen içimdeki şey sevdiğini ölümüne seven ama onun bir başkasıyla olduğunu görmektense sevdiğinin ölmesine bile razı olan Frollo, bazen bir çapkınlık edasıyla kalbine yer etmiş o zavallıyı düşüncelerinden çıkaramayan Phoebus, bazen de kendi çirkin yüzünü görmesin diye onu uykuda izlemek isteyecek kadar duygusal ve canı pahasına onu koruma içgüdüsüyle yanıp tutuşan Quasimodo oluyor..
Bugün Quasimodo’yu oynadı ruhum... Gözlerim onun gözlerine değmesin diye özenle kulağından tutup yan yola sapmasını sağladım bakışlarımın.
“Beni görmemelisin, biliyorum bana acıyorsun diye benimle konuşuyorsun” repliğini tekrarladı içim.
O zavallı eğri büğrü ruhu bugün ben taşıdım, işte bana nasip olmayan bu güzelliğe sahip olamayacağımı anladım.

2 Eylül 2009 Çarşamba

pagan poetry

hergünün başı bilinmez bir yolculuğa başlangıçken, her yaptığımız sonu belli olmayan dipsiz bir kuyuyken, her kullandığımız mecaz hayatımızın en olmadık yerinde gerçeğe dönüşüverirken, her içtiğimiz yudum mideye değil de yaşamımıza doğru yol alırken, her dinlediğimiz müzik kalbimizin ritmlerini değiştirip bir daha eskisi gibi yapamazken, her aldığımız karar aslında göze alınmamış korkaklıklarken, her giden bir dostumuzken, her beklenti boşa çıkan bir ümitken, her merak edilen aslında hiç öğrenilmeyen düşlerken gün geçtikçe zora koşuluyoruz.