Kendini kaybetmek üzere hazırlanan milyonlarca öğrenciden yalnızca bir tanesiyim. Peki nasıl mı yapıyoruz bunu. Basit.
Önce bir adet “yök” gerekiyor bize. Sonra da boğazımızı sıkmaya hazır suratlarında acımayla karışık cani bakışlar bulunan pek sevgili dershane ve okul öğretmenlerimiz. Tüm bu malzemeler elinizde varsa sizin ekstra bir çaba harcamanız gerekmiyor zaten, herşey kendiliğinden karışıp fırına giriveriyor bile. Böylece nefis bir kaos elde ediyoruz, ve sonra evet kendimizi kaybediyoruz. Her sene bu işkenceyi çeken biz yavrucaklar hiç düşünülmeden sahaya sürülüyoruz “haydi bakalım ne olduğu belli olmayan bu şeyleri çöz ve güzel bir puan getir” emrini yerine getirmeye mahkum bırakılıyoruz. Peki ne yapmalıyız? Bizde bu sene birinci olduğu için yaklaşık bir hafta ana haber bültenleri de dahilinde bütün üniversite tanıtım programlarını süsleyen çocuğumuz gibi kendimizi bir yere kapatıp “evde, otobüs beklerken, otobüste, tuvalette, ofiste, şurda burda kullanımı çok kolay!” diye cırvalayan televizyon reklamlarındaki gibi bir kampanya izleyip soru çözerken kim olduğumuzu mu unutmalıyız?
Hayır.
Biz daha hafifleştirilmiş bir program izleyeceğiz sevgili insancıklar. Tabii bu herhangi bir program izlemeyip de sadece tv programı izlemeyi tercih edenler de olucaklardır elbet. Kendilerine hayatta başarılar dileriz o ya da bu diziye yolları düşerse.
Tanrım, daha şimdiden kendimi yemeye başladım bile. Öss genç odası yapma fikri annemin kafasına iyice yatmış bulunmakta. Bende çaresiz uymaktayım. Çalışmalara yarın başlıyoruz. Bütün kitaplarımı ayıklayıp kullanacaklarımı düzenlemem, masamın üstünü temizlemem, ders notlarımı oraya mı buraya mı assam daha sık görürüm’ün derdine düşmeliyim.
Gün geçtikçe –üzgünüm bunu söylemek zorundayım- bataklığa saplanacağız.
Şüphesiz hiçbir şey hiçbir şekilde kolay olmayacak.
Bugün çok kaygılıyım.
6 Ağustos 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder